"Gercekler bilinsin yeter"

It is enough that the truth comes out (Recording two)

Date: June 2008 Duration: 03.29.22 hours Original format: 1024 x 576 pixel 16:9 DVD

Maker: Hakan Akcura

Description: Abdulkadir Aygan was one of the PKK (Workers Party of Kurdistan) guerrillas, between 1977 and 1985 in Turkey. He was a kontr-guerilla working in Turkish Armies special gladio team called JITEM between 1991 and 1999 too. This recording include all his confessions from this 22 years. Aygan is now a refugee in Sweden and living with his family under the Swedish Secret Police security. Hakan Akcura found and conviced him for this long interview and talked with Aygans three identities when he was sitting on three different chairs with three different clothes, facing three different angles.

"Selamlar,

Bu kez, Isvec'te gerceklestirdigim ve internetten yayginlastirmayi sectigim pek alisilmadik turden bir videoyu -sadece Turkiye'nin sanat ve kultur ortamina degil, on yillara yayilan acilarin ve akan kanin tartisildigi tum gundelik yasam zeminlerine de - sunuyorum. Tum siyaset, medya, hukuk kimlik ve kurumlarinin bir kez daha sorumluluk ve samimiyetlerinin sinanacagi bir doneme bahane olsun, tek tek her turkiyeliye daha aydinlik bir gelecek icin, gercegin bilgisi, gucu ve yolgostericiligini tasisin diye...

Video, ikinci "kayit" videom. Adi "Gercekler bilinsin yeter". Suresi 3.5 saat.

Videoda benim sorularima cevap veren "kimlikler", Abdulkadir Aygan, "Abuzer" ve "Serif" (Aziz Turan).

Abdulkadir Aygan 1977-1985 yillari arasinda PKK militani, 1985-1991 yillari arasinda bir PKK itirafcisi olan, 1991-1999 yillari arasinda da Diyarbakir'da JITEM elemani olarak calisan, 5 yillik bir ic hesaplasmanin ardindan ailesiyle birlikte Isvec'e kacarak, Turkiye'nin bu 22 yillik bircok yani karanlik kalmis, cok kan dokulmus donemine dair tum bildiklerini anlatmaya karar vermis bir insan.

Simdiye kadar anlattiklarinin cogunun ustu ortuldu. Sadece JITEM'e dair kimi aktarimlari secilerek Ozgur Gundem'de yayinlandi. Musa Anter'in nasil olduruldugunu aktarmasi uzerine Hurriyet gazetesi sansasyonel bir bulusma organize etti ve Anter'in kizi ile Aygan'i Isvec'te karsi karsiya getirdi. Attigi "babasinin katiliyle bulustu" manseti, Aygan'in medyayla iliskilerini sinirlamasina neden oldu. Cunku o kabullendigi, otesi itiraf ettigi, acik ettigi gibi bircok insanin katili olsa da, "Anter'in katili degildi".

Hayatini yazdi. Kitap, kucuk bir alman gocmen yayinevince basildi. Aygan, kitabin onsozunu yargici, toplamini ozensiz buldu. Elindeki tek kopyayi bile dolayli yollardan edindi. Kitabin yayginlasabilmesi cok supheli gorunuyor.

Anlattiklariyla iki toplu mezar acildi ve JITEM timlerince oldurulen "faili mechul"larin kemikleri bulundu.

JITEM'in de, Aygan'in -sahte resmi kimligiyle Aziz Turan'in- da varligini bastan inkar eden resmi cevreler, bu gelismelerin ardindan savcilik eliyle JITEM uyelerine karsi bir dava acmak zorunda kaldi.

Bense uzun sure Aygan'la bulusmaya hazirlandim, binlerce sayfa belge okudum, internetin kolay ulasilamayan forumlarinda hakkinda devam eden ya da zamaninda yapilmis tartismalari, kavgalari takip ettim. Ardindan farkli bir kimlikle ve isvec gizli polisinin korumasiyla yasadigi yerde onu bulup, ikna edip, ardindan bulusup, guven verip, bu soylesiye giden yolu actim.

Onu ne aklamak ne de yargilamak istemedigime ve gercek bir "portre" pesinde olmakligima inandi. Inandigi sey dogruydu. Bu ikimize de yetti.

Sadece cekinmeden aktardigi bildiklerini ve tanikliklarini degil, bizzat isledigi suclari, hatta ilk askina, maruz kaldigina inandigi ihanetlerine, umutlarina ve duygularina dair cumlelerini de iceren, Isvec'te gerceklestirilen bu izleyeceginiz kayit, 25 Mayis 2008 tarihini tasiyor.

Ben bu kayit sirasinda sorularimi karsimdaki insanin kisisel tarihini belirleyen uc ayri kimlige, PKK'daki kod ismiyle Abuzer'e, JITEM'deki kod ismiyle Serif'e ve Abdulkadir ya da ailesinin seslendigi bicimiyle Kadir'e, bedeni uc ayri yone donuk, uc ayri oturma biriminde ve uc ayri gomlekle oturmusken sordum. O ya da onlar da cevapladi.

Ama uyariyorum, kaydi atlaya atlaya izlerseniz, aktarilan uzun oykunun aralara sIkismis kimi cok onemli ayrintilarini ogrenmekten, iki ayri kimlige sorulan iki ayri soru arasindaki guclu bagdan ve olusan portrenin kendi ic mantigini izlemekten geri kalabilirsiniz.

Bu linki, istediginizce yayginlastirmanizi diler ve isterim.

Hakan Akcura
Isvec, Stockholm, Haziran 2008

http://open-flux.blogspot.com/

Play episode as :
botan-47 said: 1 year ago

gellek spas jibo parve kirina ev dîmena. Berê mehekê min li nûceyan di bihîst kû ev got û bêja hatiye cê kirin. Serkeftin

Open Flux said: 1 year ago

"beybun.com" yazarlarindan Hasret Birsel'in yazisini yeni okuyabildim ve buraya eklemek istedim:

Tanrının Ağlamayı Unutturduğu İnsanlar ve Abdulkadir Aygan Hepimizin öyle ya da böyle gerçekleri vardır…

Bu gerçekler bilinsin isteriz…

Yanlış anlaşılmak yargılanmak tecrit edilmek hele hele yargısız infaz edilmek abartısız hepimizin korkusudur.

Yukarıdaki yargısız infaz sözcüğünü alışa geldiğimiz arkadan sessizce bir katilin yaklaşıp ense köküne kurşun sıkması, faili meçhul bir cinayette kişiyi katletmesi anlamında yazmadım. Anlaşılıp dinlenilmeden gerekçelerine ve yaşadıklarına bakılmadan kişinin düşüncede yargılanıp infaz edilmesini vurguladım.

Çok alışığız yargısız infaz sözcüğüne…

Yüreğim, vicdanım ve dünyada bulunan bütün güzellikler beni yargısız infaz eden olmaktan korusun.

Abuzer

Şerif (Aziz Turan)

Abdülkadir Aygan

Yani, 1977–1985 yılları arasında PKK militanı, 1985–1991 yılları arasında bir PKK itirafçısı olan, 1991-1999 yılları arasında da Diyarbakır'da JİTEM elemanı olarak çalışan birçok işkence ve birçok faili meçhul cinayetin altına imzasını atan adam.

Abuzer, Şerif, Abdülkadir Aygan olarak üç kimliğe bürünen şimdilerde mülteci yaşadığı ülkede ailesinin “Kadir” dediği itirafçılığın itirafçılığını yapan bir adam.

Tam üç buçuk saat yerimden hiç kımıldamadan büyük bir dikkatle Aygan’ın Haziran 2008 çekimi olan videosunu izledim.

Doğrusu bu videoda söyledikleri ile daha önce gazetelere yansıyan ifadeleri arasında çok büyük bir fark yoktu, sadece PKK’ye karşı hıncı biraz daha bilenmiş.

Bir insanın inandığı güvendiği sevdiği birinden ya da bir yerden kaçması için çok önemli gerekçesi olmalı onun da kendince gerekçesi vardı.

Anlattığı hiçte küçümsenmeyecek ve oldukça insani bir gerekçe.

Dokuz on kişilik bir PKK gurubuyla küçük bir mezrayı basacaklarını ve o mezrada taş üstüne taş baş üstüne baş koymayacaklarını kaçış kararını bu noktada verdiğini söylüyor. Arkadaşları uyurken kaçıp mezraya gidiyor oradaki insanları uyarıyor derken jandarma helikopter çatışma ve PKK ile yollarını ayırıyor.

Gerekçe gösterdiği olay doğru mu bilmiyoruz.

Ancak PKK’lilerin ve onun cevap vereceği bir muamma…

Öyle ya da değil gerekçe çok insani değil mi sizce de?

Daha bir dikkat kesiliyorum arkasından ne gelecek diye. PKK içinde adı Abuzer olan Aygan orada o mezrayı kurtarırken(söylediği bu) ironik olarak ölüyor.

Ardından Cem Ersever’in ekibinde yer alan Şerif (Aziz Turan) olarak itirafçılıkla yeni bir adam olarak hayata başlıyor.

Tam da bu kısmı çok önemsiyorum bir mezradaki insanları kurtarmak adına devlete gidip teslim olan insani duygularla davrandığı şiddete karşı olduğu için inandığı ideolojiden ayrıldığını söyleyen Abuzer, -yani yeni kimlikle Şerif- neden JİTEM elemanı olduğunu somut bir gerekçe ile ortaya koyamıyor.

“Memurdum” diyor.( öldürmek için memur olmak işkencenin memuru tayin edilmek )

Midem kasılıyor, hala bir gerekçe ortaya koymasını bekleyerek izlemeye devam ediyorum.

Sayamayacağım kadar çok isim ve olay sıralıyor.

Musa Anter cinayetini anlatıyor. “Orda yoktum” diyor sadece kimlerin yaptığını nasıl yapıldığını kendisinin bundaki rolünü ortaya koyuyor.

Vedat Aydın cinayetini aynı rahatlıkla anlatıyor.

Daha başka cinayetler yargısız infazlar işkenceler.

Ben de neden itirafçı oldu neden onca işkenceye katıldı izledi neden bu kadar ölümün kanın içinde sessiz kaldı sorusu yanıtsız kalıyor. Aygan beni tatmin edecek bir yanıt vermiyor.

Ve PKK’den ayrılış gerekçesini çizdiği insani duruş o an yıkılıp gidiyor.

Bu kadar masum bir ayrılışa denk düşen, masum bir yaşamın olması gerekmiyor muydu sorusu gelip vuruyor o an beni.

Hani diyorum yetmişine gelmiş Musa Anter’e bir haber uçuramaz mıydın madem mezraya inebildin. Vedat Aydına Vurulacaksın diyemez miydin?

"Gerçekler bilinsin yeter" diyor ve ekliyor “konuşarak arınıyorum, konuşarak doğru bildiğimi yapıyorum, konuşarak kişiliğimden ödün vermediğimi gösteriyorum” diyor.

Bilgisayarımın ekranında üç ayrı gömlek giyip her bir gömlekte büründüğü adın ve kişiliğin sürecini anlatan adamın görüntüsü… Aklımın sınırlarını zorlayarak onu anlamaya çalışıyorum. Zira Aygan anlaşılmamaktan tecrit edilmiş olmaktan söylediklerinin çarpıtılmasından şikâyetçi.

Arınıyorum sözcüğüne takılıp kalıyorum.

Adil olmak istiyorum nihayetinde yaptığı bütün işkencelere işlediği cinayetlere rağmen konuşan itiraflarda bulunan “arınıyorum” diyen bir insan.

Şu an yazarken adil miyim bilmiyorum.

Taraf mıyım, bilmiyorum.

Tarafsız mıyım, bunu da bilmiyorum.

Arınmak sözcüğündeyim hala.

Alın bir itiraf da benden Aygan deli Fırat’ın bütün suyu ile yıkansa bile arınamaz diye düşünüyorum.

Acımasız mıyım?

Videoyu izlerken arınmak için konuştuğunu söyleyen Aygan’ın gözlerini yakalamaya çalışıyorum; orada bir ışık, bir hüzün bulutu bir damla yaş görmek istiyorum; ama bu mümkün olmuyor. Çekim bilinçli olarak uzaktan yapılmış.

Olsun gözlerini görmesem bile yaptıklarını anlatırken sesi titrer diyorum.

Evet, kandan işkenceden öldürmekten bıkıp pişman olmuş bir adamın içsel yolculuğuna şahit olmak istiyorum.

Lanet olsun demesini bekliyorum.

Dudakları titresin.

Konuşması kesilsin sussun ne söyleyeceğini bilmesin.

Yüreğinin acısı bütün beden diline yansısın.

Bekliyorum.

Hayır, hiç biri olmuyor.

Aygan, çok rahat, kendinden emin normal bir şey anlatıyormuş gibi on dakika on beş dakikada bir sigara yakarak konuşmasını sürdürüyor.

Bir an olsun bakışları uzaklara kaymıyor…

Nasıl bir arınma bu diyorum.

Deli Fırat nehrinin sularına nazlı ve asi Dicle’nin suları da eşlik etse sen arınamazsın…

İlk teslim olduğu gün onu karşılayan Konyalı Kürt bir üst düzey askeri anlatıyor toplam on beş dakika görmüş bu askeri. Yer göstermeye gidiyor teslim olmadan önce arkadaşları ile kaldıkları noktaya götürüyor askerleri ve onu sıcak karşılayan onunla helikopterde on beş dakika yolculuk yapan bu üst düzey asker PKK’lilerce öldürülüyor bu onu derinden etkiliyor. Söylediği bu.

Arındığını söyleyen Aygan Musa Anter’in Katledilişini anlatırken en ufak bir üzüntü göstermediği gibi bir kez bile üzgünüm demiyor. Hayatında eline silah almamış kaleminden başka silahı olmamış bilgiyle kendini donatmış bir kürd bilgesi olan Musa Anter’in katledilişine ortak olan Aygan, onu sıcak karşılayan askerin ölümünden etkilendiği kadar etkilenmiyor ak saçlı Musa Anter’in katledilişinden.

Vedat Aydın’ı anlatırken Kürd halkına ve Vedat Aydın’ın ailesine beni bağışlayın demiyor.

Hele hele üç gencin ensesine kurşun sıkılışını onların kanlar içinde kalışını anlatırken sesinde hiçbir değişim yaşanmıyor…

Ve arınıyorum diyor.

Nasıl bir arınmak bu?

Gözyaşının arındırmadığı hiç bir şeyin olmadığına inanıyorum. Bir insana yapıla bilinecek en büyük beddua ve kötülük “Tanrı sana ağlamayı unuttursun” demektir.

Tanrı Aygan’a ağlamayı unutturmuş.

Bir şey daha dikkatimi çekiyor, arınmak istediğini söyleyen arınmak yolunda yürüdüğünün altını çizen Aygan Yeşil’i cem Ersever’i diğer itirafçıları kendisinin dolaylı katıldığı öldürme ve işkence olaylarını anlatıyor. Fakat bir kez bile samimi davranarak ben şu insana işkence yaptım şu insana kurşun sıktım demiyor oysa konuşurken yirmi - yirmi beş ölümden söz ediyor, şahit oldum diyor.

Bu nasıl bir itiraf bu nasıl bir arınma?

Bana çok çarpıcı gelen ve JİTEM içinden ayrılıp bu kez devletin itirafçısı olması gerekçesi…

Videonun sonunda içim onu affedemiyor.

Yüreğim ona inanmıyor.

Çünkü

Öldürmekten, işkenceden bıkma değil Avrupa’ya çoluk çocuk kaçışı.

En azından izlediklerimden ben bu sonuca ulaşıyorum.

Elinden silahı alınıp Burdur’a yollanıyor JİTEM’in onunla işi bitmiştir. Deşifredir alkole para yetiştiremez durumdadır, sahipsiz ve korumasızdır. JİTEMCİLERİN onu bütün yaptıklarına karşı sahiplenmemsine tepki gösterdiği ve ölümden korktuğu için kaçar Aygan.

Keşke diyorum, keşke gece uyuyamadığını gördüğü korkunç kâbusları özlediği eski yoldaşlarını yollarında koştuğu köyünü kirlenmemiş çocukluğunu özlediğini anlatsaydı…

Ve dürüst gazetecilerle konuşabilirim, diyor gözlerinde kapkara gözlükle kameraya poz verirken aklıma bu da takılıyor neden gazetecilerle konuşmak ister insan hep aynı plağın tekrarı olacaksa.

Mesela daha önce itiraf ettiği iki cinayetin mağduru Diyarbakır’da kocası katledilen Cennet Ayhan’dan özür dilese… Yine eşi katledilen Nuray Şen’e “ bağışla beni” dese belki de bu kadınlar onu bağışlardı; kim bilir ve arınma yolunda ilk adımı atma çabası olmaz mıydı?

Kızmıyorum onca kanın altında imzasının olduğunu bilmeme rağmen kızamıyorum sadece midem bulanıyor. Yüzündeki ifadesizlikte onun cezasını bulduğunu biliyorum asla ağlamayacak ve asla arınamayacak.

24.06.2008 http://www.beybun.com/devam_yazi.asp?idyazi=296

Hey! You must be logged in to add comments. Login or Register.
You've reached the newest episode.
You've reached the oldest episode.